Uzay Çağının Yeni Gözdesi: Sürdürülebilirlik


 

Sürdürülebilirlik en kısa tanımıyla “daimi devamlılık” anlamına gelir. Bu daimi devamlılık süreci, maddenin varlığını sürdürmesi veya bir başka forma dönüşmesi döngüsünde kendini tekrarlamasıdır.

Belli bir çemberdeki insanlar dışında çoğumuzun yüzünü ürkek adımlarla kendisine çevirmeye başladığı bu kavram biz farkında olmasak da hayatlarımızın en içinde boy göstermeye başlamış durumda.  Sürdürebilirlik kavramının, İnsanın en temel üç ihtiyacını karşılayan sektörler içinde kendisine yer bulmayı başardığını söylemek, hatta onlara yeni bir bakış getirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Peki devamlılık kavramı bu sektörleri hangi noktalarda etkilemeye başladı ve bu zincirleme etki bize neler kazandırdı?

Sürdürülebilir Tabiat Merkezi (CSL)

Mimari

Bu günlerde, gittikçe artan insan nüfusunun barınma ihtiyacını karşılayabilmek için hız kesmeden devam eden bir inşaat manzarasıyla kafamızı çevirdiğimiz her yerde karşılaşmamız mümkün. Üstelik çevre ve insan sağlığına uygun olmadan inşa edilen binaların sayısı da azımsanamayacak kadar çokken bu noktada son zamanların kritik hamlesi olarak görülen yeni bir eğilimle karşılaşıyoruz: Sürdürülebilir mimari.

Sürdürülebilir mimari, mümkün olan en az enerjiyi kullanarak insan yaşamına ve doğaya saygılı yapılar meydana getirmek olarak tanımlanabilir. İlk amacı, insanlığa, çevreyle uyumlu ve yenilenebilir alternatifler sunmak. Kontrolsüzce tüketimin gittikçe arttığı bu dönemde, hayata yeni gözlerle bakmaya başlamazsak gelecek için durum pek de parlak görünmüyor. Hatta uzmanlar artık sürdürülebilir mimarinin parlak bir fikir olmaktan öte kaynak kullanımı azaltmak için gerekli bir hamle olduğunu vurguluyorlar. Dünyanın da sürdürülebilirlik fikrine kollarını açmakta olduğunu görmek umutları yeşertiyor. Fotoğraftaki Sürdürülebilir Tabiat Merkezi, yeşil bina olarak tasarlanmış ve kendi enerjisini kendisi üretirken alanı üzerinde toplanan yağmur sularını da arıtma görevi üstleniyor.

Gıda

Gıda sektöründe kullanılan “tek kullanımlık” gıdalar, ürünlerin paketlendiği maddeler, atıklarının nereye gittiği gibi konular ve bunların ortaya koyduğu sonuçlar gıdada sürdürülebilirlik hareketinin hız kazanması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Ben bu harekete yardımcı olmaya kendi mutfağımızdan başlamamız gerektiğini düşünüyorum. Plastik kullanımını azaltmak bile başlamak için yeterli bir adım.

Gün içinde plastik şişe yerine cam şişe tercih edebilir ve bu cam şişeyi birden fazla kez kullanarak ortaya daha az atık çıkarabiliriz. Alışverişe bez çantayla çıkabilir, plastik içinde almak zorunda kaldığımız ürünlerin büyük boylarını tercih edebilir, sebze ve meyve tercihimizi paketlenmemişlerden yana kullanabiliriz. Üstelik bazı meyve ve sebzelerimizin kabuklarını çöpe atmak yerine onları faydalı ürünlere dönüştürebilir ve tüketebiliriz.

Böylece elimizden geldiğince az atıkla kendi mutfak hayatımızı sürdürebiliriz. Bizim dışımızda gelişen, satın alma anında müdahale edemediğimiz durumlar için de ürünün sürdürülebilir ambalajla paketlenmiş olmasına dikkat edebilir, bize hitap eden ürünü satın almayı seçebiliriz. Kese kağıdı plastiğe oranla daha büyük oranlarda dönüşüme girse de plastiğe oranla üretiminde daha fazla enerji kullanımı gerektirdiğini de unutmamalıyız.

Tekstil

Tarih boyunca, insan için giyinme ihtiyacı en az barınma ve beslenme ihtiyacı kadar önemli olmuştur. Tekstil endüstrisinin bu derece gelişmiş ve içimize işlemiş olmasının en önemli nedeni şüphesiz ki bu ilk dönem ihtiyacıdır. Giyinme ihtiyacımızı sınırsız seçenekler içinde karşıladığımız bu günlerde bu sınırsızlığın birtakım sorunlar meydana getirdiği aşikarken yapılabilecek en çevreci hareket imkanlarımız dahilinde kullan-at moda ürünlerinden olabildiğince uzak durmaktır.

Hızlı tüketimin neden olduğu kontrolsüz kaynak kullanımı belki de bu sektörün yarattığı en büyük problem. Bu endüstride ürünlerin mevsimlik değil haftalık tasarlandığı bilinen bir gerçekken kendimize küçük sorular sorarak alacağımız yeni ürüne gerçekten ihtiyaç duyup duymadığımızı sorgulayabiliriz: Yaşadığım yerin mevsimi bu ürünü giymek için uygun mu? Gerçekten uzun süreli kullanabileceğim bir ürün mü yoksa onu bir kereden sonra dolapta çürümeye mahkum mu edeceğim?

Moda endüstrisinin görünenin ötesinde kaynaklara verdiği zararı nasıl azaltabilir ve herkesi memnun edebiliriz sorusunun cevabı yine sürdürülebilirlik olarak karşımıza çıkıyor. Bazı üreticiler bu konuya duyarlılık göstererek organik ve dönüştürülebilir kumaşlar kullanarak su kirliliğinin ve atık artışının önüne geçebileceklerini düşünüyorlar. Bu noktada “sıfır atık” prensibini ilke edinen üretici ve tasarımcılar olduğunu söylemek mümkün görünüyor.

Yakın zamanda karşıma çıkan ve görsellere eklediğim ürünü, iki arkadaş sürdürülebilirlik üzerine düşünürken tasarlamışlar. Önceleri pamuk kullanmayı düşünmüşler fakat daha sonradan pamuğun yeterince dönüştürülebilir olmadığına karar vererek dönüştürülmüş kahve çekirdeklerinden ve pet şişelerden bu ürünü meydana getirmişler. Kahvenin bu ürünün hammaddesi olacak kadar güçlü olduğuna inanıyorlar.

Hoşuma giden bir diğer girişimse Hindistan cevizinden süveter üretimi. Bu üretimde Hindistan cevizi liflerinin bu işe yeterince uygun ve faydalı olduğu görülmüş. Bu lifler sayesinde viskon kullanımının azaltılabileceği ve ürünlerin tehlikeli işlemlerden geçmeden meydana getirilebileceğine inanılıyor. Üstelik bu üretimde oldukça az miktarda toprak, su ve enerji kullanılıyormuş çünkü hammadde içindeki bakteriler, sıvı gıda atıklarını doğal olarak dönüştürebiliyorlarmış.

Tekstil sektöründeki insanlar, tüm bu faydalı girişimlerin zamanla üreticilere çevre dostu bir alternatifle üretim yapma şansı tanıyacağına ve bu hammaddelerin uzun vadeli bir kullanım alanı olacağını da belirtiyorlar.

KAYNAKÇA:

Hindistan Cevizi

Moda

Magger

sürdürülebilir mimari

sıfır atık mutfak

sürdürülebilirlik

s.moda

pet şişe

sıfır atık

 


Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Belki Beğenirsin

Fazla: akademik

KAÇIRMAYIN

%d blogcu bunu beğendi: